AH ŞU SOSYAL MEDYA!

Fehmi KETENCİ 09 Tem 2019

Özellikle gençlerimizin olmazsa olmazlarındandır "Sosyal Medya" dediğimiz iletişim kanalları.

      Günün hemen hemen her anında, tüm iletişimlerini, arkadaşlık ilişkilerini bu “Sosyal Medya” üzerinden yürütüyorlar. Arkadaşlıklarını, tüm ihtiyaçlarını “sosyal medya”nın onlara sağladığı olanaklarla hallediyorlar. Tüm bunları yaparken kullandıkları araçlar ise öyle şatafatlı şeyler değil. Bunu ellerindeki cep telefonları/mobil telefonlarıyla yapıyorlar.

      Günün her saatinde, sosyal yaşamın her anında, yolda, toplu taşıma araçlarında, kafelerde, okullarda, son yılların mucizevi cihazlar mobil telefonları hep ellerinde. Gazete okumuyorlar, kitap okumuyorlar, sinema ve tiyatroya gitmiyorlar. Uyku dışındaki tüm zamanlarını bu mobil telefolarla paylaşıyorlar. İşi o kadar abarttılar ki; bir arada oldukları arkadaşları ile bile, o ellerindeki telefonlarla iletişim kuruyorlar.

      Bizim ülkemiz dışındaki diğer ülkelerde bu durum böylesine içler acısı bir görünüm yansıtıyor mu bilemiyoruz ama bizde bu işin iyice endazesi bozuldu.

      İnternet yaratıcıları insanlığın bu zaafını sorumsuzca kullanmaya başladılar.

      İnternet dediğimiz yapının 1970’lerin başında şekillenmeye başlaması sonrasında, ilk gönderilen elektronik posta ile oluşmaya başladığı o andan beri, giderek kendini geliştirerek bugünün temelleri daha o günlerden atılmaya başlanmıştı. Aslında başlangıçtaki amaç; insanların sosyal iletişimlerini kolaylaştırmaktı. Ama çok hızlı kullanım alışkanlığı, tüketicinin dikkatini hapsedercesine hakim olmaya başlayınca, bugün özellikle gençlerimizi iyice tembelleştiren, hazıra konma alışkanlıklarını kronik hale getiren bir iletişim fenomenine dönüştü..

      Bugün Facebook’un iki milyar üzerinde ve hızla büyüyen kullanıcıya ulaşmasının temelini oluşturan, ilk zamanlardan bugüne kadar meydana gelen her gelişme de aslında bir sosyalleşme ihtiyacından mı, yoksa, teknolojiyi yönetenlerin oluşturdukları, daha sonra biçimsel olarak farklı gibi görünen “Sosyal Medya” adında bütünleşen cazibe merkezlerinde şekillenmeye devam etti.

      Bugün gençlerimizin en iyi arkadaşı, sırdaşı, hatta son yıllarda arkadaşlıkların samimiyetinin ve yakınlığının ifadesi haline gelen, “kanka” veya “kanki” olarak ifade edilen sanal arkadaşlıkları ve geçici duygudan beslenen yakınlaşmaları yarattı.

      Ancak şu bir gerçektir ki; artık “Sosyal Medya”yı reddetmek olası gözükmemektedir. Bu durum, iletişimin yeni bir şekli olarak karşımızdadır. Bunu tehlikesiz bir hale getirmek gerekir. Ancak, tehlikeli yönlerini iyi belirleyebilirsek, çocuklarımızı ve gençlerimizi daha iyi koruyabiliriz.

      Teknolojı mutlaka güzel bir olanak. Ama aslolan teknolojiyi olması gerektiği gibi kullanabilmektir.

      Toplum olarak üretim alışkanlıklarından iyice uzaklaşan bir yapının içinde, “rüzgarın yönüne göre” gidiyor durumdayız. Yönümüzü biz belirleyemiyoruz artık. Bizler iyice üzerimize çöreklenen teknoloji simsarlarının kurduğu, dünya içindeki sanal oyunlarla kendimizi avutuyoruz.

      Adına “Sosyal Medya” dediğimiz bu rüzgara “nasıl direnebilmeliyiz”in yöntemini bulup onu çözümlemeye çaba gösterebilmenin zamanı geldi de geçiyor. 

BİR TUTAM TEBESSÜM

TEMEL’İN BALIK TUTMA HİKAYESİ
   Temel deniz kenarında oltalarıyla balık tutmaya çalışanların arasında balık tutuyormuş.

   Oltasını atmış, beklemiş ve kocaman bir balık çekmiş. Balığı almış eline, iğneyi balığın ağzından nazikçe çıkarmış, şöyle balığı iyice inceledikten sonra da, uzun zamandır orada hiçbir balık tutamayanların şaşkın bakışları arasında tuttuğu balığı denize atmış.

   Temel tekrar oltasını atmış, daha kocaman bir balık çekmiş, yakaladığı balığın ağzından iğneyi çıkarmış ve balığa şöyle etraflıca inceledikten sonra tekrar denize atmış.

   Her seferinde daha kocaman balıklar yakalamış ve tuttuğu her balığı iğneden kurtarıp bir süre inceledikten sonra denize atıyormuş..

   Yanında balık tutanlar artık dayanamamışlar ve Temel’in yanına gelmişler.

   - “Amcacığım ne yapıyorsun sen, biz saatlerdir buradayız tek bir balık bile yakalayamadık. Sen ise kocaman balıkları yakalayıp, yakalayıp denize atıyorsun”.

   Temel, dönmüş kalabalığa bakmış ve şöyle demiş

   - “Tuttuğum balıklar çok büyük benim işime yaramaz. Çünkü benim tavam küçük”.