​ABD'DE GÖRÜLEN KUMPAS DAVASINDA SON DURUM
06 Ara 2017

ABD’de görülen kumpas davasının bir tiyatro olduğu artık net bir şekilde anlaşılıyor. Önceki gün Mehmet Hakan Atilla’nın avukat ekibinden flaş bir ses kaydı mahkemeye delil olarak sunuldu. Kaydın içinde henüz kim olduğu bilinmeyen bir kişi tarafından Zarrab “işlemediği bir suçu” söylemesi için teşvik ediliyor. Dolayısıyla Zarrab’tan mahkemede az ceza ya da hapisten çıkma şartıyla yalan söylemesi isteniyor.

Bu ses kaydının yankıları neler olacak göreceğiz ama görülen bu davanın nasıl bir düzmece olduğu ortada. Sadece bu da değil. FETÖ destekçisi yargıç Berman’ın Zarrab’a “başka bankalarla” ilgili bir sorusu üzerine, Zarrab “HSBC Bank” dediğinde Berman, “bu mahkemenin konusu değil” diyerek konunun üstünü örtmüştü. İngiliz bankasına konu geldi mi “mahkemenin konusu” olmuyor ama FETÖ’cülerin ortaya çıkardığı düzmece deliller “mahkemenin konusu” oluyor. Kumpası buradan bile anlamak mümkün.

Delil demişken… Asıl soru, ABD’nin “delil” sayılan bu 3 bin iletişim kaydına ve sır dosyalara nasıl ulaştığı. Kumpas davasının iki savcısı bu delillere nasıl ulaştığını açıklamadı, kaynaklarını söylemeyi reddettiler. Peki delilleri ulaştıranlar FETÖ’cüler mi? Net bir şekilde öyle olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü savcı yardımcısı David Denton’un ses kayıtlarını illegal bir şekilde alan FETÖ’cülerin “görevlerini yaptığını” iddia etmesi her şeyi açıklar nitelikte. FETÖ’cü delillerle, FETÖ destekçisi yargıçla ve FETÖ’ye çanak tutan savcılarla kurulan bir mahkemenin kimden yana taraf olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Daha önceki yazılarımda da yazdım. Türkiye bağımsız bir ülke. Haliyle ticaret yaparken kimseye soracak değil. ABD’nin İran’a yönelik ambargosu kimseyi bağlamaz. Öyle ki, ABD’yi bile bağlamıyor. Başta “Bunga ve Cargill” olmak üzere 58 ABD şirketi İran’la ticaret yapıyor. Bu şirketler bırakın yargılanmayı soruşturma bile geçirmezken Türkiye’nin düzmece usullerle yargılanması kumpası gözler önüne seriyor. Çünkü, dönem zarfında Türkiye’nin İran’la yaptığı ticareti TL cinsinden yapması ve dolar sisteminin dışına çıkması ABD’yi rahatsız etti. Bu mahkemenin amacı da vermiş oldukları açığı Türkiye’den alabilmek. Zaten ABD’nin Türkiye’deki taşeronları da “Halkbank’a yaptırım uygulanması” için gece gündüz algı yapıyor. FETÖ’cülerin davayla ilgili yorumlarına bakacak olursanız da aynı şeyi umdukları kesin.

17-25 Aralık darbesinden önce Türkiye’ye gelen ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Finansal İstihbarat Müsteşarı David Cohen, Türkiye’deki muhataplarına İran’la ticareti durdurmalarını söylemişti. Cohen’e göre İran bu kaynakları nükleer için kullanıyordu. Haliyle Türkiye’yi “nükleere destek veren” bir konuma sokup başka bir yaptırım uygulamak için çırpınmaktalar. Nasıl vakti zamanında “Türkiye DEAŞ’ı destekliyor” diyerek Türkiye’yi yalanlarla “teröre destek veren ülke” olarak göstermeye çalışmışlardı, aynı hesap bunun için de geçerli. 

Zarrab’ın, Hakan Atilla’nın avukatları tarafından mahkemeye delil olarak sunulan iletişim kayıtları ABD Mahkemeleri Elektronik Belge Erişim Sistemi'nden (PACER) apar topar kaldırıldı. Bu bile mahkemenin nasıl bir düzmece olduğunu ortaya koyuyor. Haliyle sahnelenen bu tiyatro perdelerini çabuk kapayacak gibi. Bu tiyatrodan medet umup Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşmesine bel bağlayan müstemleke zihniyetliler şimdiden dağılabilir.

Aranızda TRT World’ü izleyen var mı? 

TRT World kurulurken dünya üzerinde Türkiye aleyhine çıkan haberlerin doğrusunu yansıtarak algı operasyonlarını kıracağı konuşuluyordu. Geçenlerde CHP’li Şükrü Elekdağ bile isyan ederek dış basın tarihinde hiçbir Türkiye liderine ilişkin bu kadar olumsuz haber yapıldığını görmediğini söyledi. Kaldı ki, uluslararası arenada oluşturulan Türkiye’yi karalamaya yönelik algıya ilişkin TRT World gibi kanallara oldukça ihtiyacımız var.

ABD’de görülen davanın nasıl bir kumpas davası olduğunu tüm ayrıntılarıyla TRT World dünyaya net bir şekilde anlatabildi mi bilmiyorum. Açıkçası izlemedim de. Ama Türkiye aleyhine oluşturulan o havayı kıramadığını net bir şekilde gözlemliyorum.

Bu noktada TRT World’ün daha etkin olması ve bangır bangır yayın yaparak algı operatörlüğüne soyunan küresel merkezin mensuplarını nakavt etmesi şart.

Ali Babacan neden susuyor?

ABD’de görülen Zarrab davasında Halkbank üzerinden hedef Türkiye. “Sanık” olarak yargılanan Mehmet Hakan Atilla, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı. 17-25 Aralık darbesinde görev yapan Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın adı da sık sık mahkemede geçiyor. Peki ya Ali Babacan?

Halkbank’ın bağlı olduğu kişi dönem itibariyle Başbakan Yardımcısı olan Ali Babacan değil miydi? Babacan’ın 2012 yılında mecliste söylemiş olduğu bazı ifadelerin mahkemede “delil” olarak kullanıldığı da ortada. Peki Ali Babacan neden susuyor?

Ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı hedef alınırken, Türkiye’ye karşı dört taraftan bir kuşatma amacı güdülürken Ali Babacan’ın bir açıklama yapması çok mu zor?

Sadece soruyorum…

Çok değil, bir adet hayvan hakları yasamız olacak mı? 

Erzincan Orduevi nizamiyesinde yakaladığı bir kediye işkence yapan askerin görüntülerini yüreğiniz kaldırmışsa izlemişsinizdir. Açıkçası ben sonunu getiremedim, hemen kapatmak zorunda kaldım.

Bu görüntüler kamuoyu tarafından tepki görünce de asker gözaltına alındı ve daha sonra serbest bırakıldı. Açıkçası bahanesi ne olursa olsun savunmasız bir hayvana bunu yapan psikopat bir kişinin gelecekte bir insana zarar vermeyeceğinin garantisi yok.

Peki artık sormamız farz oldu… Hayvan haklarıyla ilgili bir yasamız olacak mı ve aslında bunun zamanı çoktan geçmedi mi?

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün bu konuyla bizzat ilgileneceğini umut ediyorum.