İSO BAŞKANI ERDAL BAHÇIVAN: ÜÇ MAYMUNU OYNAMA DÖNEMİMİZ BİTTİ

Röportaj Pazartesi 21 Ekim 2019 10:47

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, "Depreme hiçbirimiz hazır değiliz, sanayi de bunlardan bir tanesi. İstanbul'daki tüm sanayi firmalarının hakikaten samimi ve sağlıklı bir check-up'ının yapılması gerek. Her sektörün kendi öz eleştirisini en sağlıklı şekilde yapması gerek. Bu konuda artık üç maymunu oynama dönemimiz bence bitti." dedi.

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan: Üç maymunu oynama dönemimiz bitti

Neşe BERBER/ŞANLIURFA

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, İSO'nun geleneksel Anadolu illeri ziyaretleri kapsamında İstanbullu sanayiciler, bölge iş insanları ile tanışmak, Türkiye ekonomisinin geleceği için yapılabilecek iş birliklerini istişare etmek ve Barış Pınarı Harekatı'na destek olmak üzere Şanlıurfa ve Gaziantep'i ziyaret etti. İSO Başkanı Bahçıvan İstanbul’da olası depreme karşı hiçbir sanayicinin hatta  hiç kimsenin hazır olmadığını, sanayinin de bunlardan bir tanesi olduğunu belirterek, Depremle ilgili öz eleştirimizi yapmak, yapabileceklerimizi öne çıkarmak adına İSO olarak, sorumluluğu güçlü bir şekilde almaya kararlıyız. İstanbul'daki tüm sanayi firmalarının hakikaten samimi ve sağlıklı bir check-up'ının yapılması gerek. Bu check-up neticesinde uygun olmayan firmaların da çok hızlı bir şekilde dönüşümlerinin yapılması lazım. Her sektörün kendi öz eleştirisini en sağlıklı şekilde yapması gerek. Bu konuda artık üç maymunu oynama dönemimiz bitti." Diyerek Şanlıurfa ziyareti kapsamında bir araya geldiğimiz İSO Başkanı Bahçıvan,  Hilton Garden  Inn Şanlıurfa’da tüm samimiyetiyle ve içtenlikle sorularımızı yanıtladı.

-Önümüzdeki süreçte ekonomiyi nasıl görüyorsunuz?

Ekonomide önümüzdeki ayların daha olumlu geçeceğini düşünüyorum, o umut ışığı var risklerin de konuşulmamız gerekli, dünyadaki gelişmelere bakmalıyız. Dünyada pazar imkanları, pazar koşullarının maalesef önümüzdeki süreçte giderek daralmaya başlayacağının işaretlerini görüyoruz. Küçülme oranlarındaki sürekli yenilemelere baktığımız zaman giderek daha negatifleşen, daha kötümserleşen bir tablo var. İç pazar bu sefer sanki bizim için biraz daha önümüzdeki ayların kurtarıcısı olacak ama ihracatta biraz zorlanacağız gibi... Bunun işaretleri geldi.

Enflasyon ve kuru nasıl değerlendireceksiniz riskimiz var mı?

"Enflasyonu besleyecek en önemli risk, kur... Bizim şu anda, kabul edelim ki, talep noktasında çok güçlü bir enflasyon riskimiz yok. Türkiye'nin maliyet enflasyonu sorunu zaten son 2 yılın en büyük problemiydi. O da kurdan kaynaklandı. Tahmin yapmayı sevmem, tahmin yapmak da istemem ama kurla ilgili düşüncem, geçtiğimiz 10 günde kur 5,80-5,90 bandını eğer geçmediyse kurda özellikle yaşadığımız o büyük sıçramayı, zıplamayı artık beklemiyorum. Kur tarafından enflasyonu bozacak, enflasyonu zorlayacak bir sebep kısa vadede gelmeyecek diye düşünüyorum.

Cari açık... Şu anda gözüken, o ki önümüzdeki orta vadede, Türkiye'nin başına bela olmayacak bir noktada. Yani cari açık sorununu biz belli bir dönem kolay kolay yaşamayacağız. Toplumun muazzam bir döviz tasarrufu var. Yani 200 milyar dolara yaklaşan bir döviz mevduatı var. Bu önemli bir sigorta... Bu kadar yüksek bir döviz mevduatı, piyasaların şu anda belki kilitlenmesi için bir neden ama öbür taraftan da kurun dengelenmesi açısından bir sigorta.

- Türkiye, dünya finans piyasalarından para çekmekte zorlanır mı?

Türkiye yabancı yatırımcı için avantajlı bir ülke, bu koşulların devam etmesi halinde Türkiye'nin dünya finans piyasalarından para çekmekte zorlanmayacağını söyleyebilirim. Yabancı sermayenin Türkiye'ye girişi noktasında önemli ve sevindirici gelişmelerde  yaşanıyor. Bunlardan biride Volkswagen yatırımı. Volkswagen, çok çok önemli bir yatırım ama bunun dışında da farklı sektörlerde, özellikle de sanayide, imalat sektöründe şu anda ilginin, yüksek demeyeyim ama orta-yüksek olduğunu söyleyebilirim. Şu anda masada bitmek üzere olan sadece benim bildiğim 3-5 tane ciddi diyebileceğimiz boyutta işlem var.  Yani Türkiye'nin her şeye rağmen bir yabancı sermayeye fırsat verdiğini, yabancı sermaye açısından tercih edilen bir ülke olduğunu görmek açısından önemli. Borsaya belki ciddi anlamda bir şey gelmiyor ama stratejik yatırımlar noktasında önümüzdeki günlerde duyduğumuzda etkileneceğimiz rakamlar olacak. Özellikle Avrupa dışında, mesela Japonya'dan enteresan bir ilgi var. Yanı sıra Hindistan’dan enteresan, stratejik ilgiler var. Volkswagen kesinleşirse ben tekrar Avrupa'dan da, onu referans alacak olan yatırımcıların da Türkiye’ye döneceğini bekliyorum. Döviz, enflasyon, faiz denkleminde, önümüzdeki süreçte, geçtiğimiz 1,5- 2 seneden daha olumlu bir 1,5-2 sene olacağını tahmin ediyorum.

- "Büyümeyi rakam olarak değil, nitelik olarak konuşmalıyız"

Türkiye'nin büyüme rakamları ve hedeflerini  değerlendirirmisiniz?

İnşaattan beslenen bir yüzde 6-7'lik büyüme yerine kaliteli, nitelikli bir imalat sanayisinden beslenen yüzde 2- 2,5'luk büyümeyi tercih ederim. Sanayici olduğumdan değil, ülkenin istikrarı ve huzuru için tercih ederim. Artık çok büyük, devasa büyüme rakamları yerine, bizi belli bir vadeden sonra farklı dar boğazlara ve farklı açmazlara sokmayacak nitelikli bir orta boy büyüme, Türkiye için daha tercih edilebilir bir ekonomik model olarak öne çıkmalı. Büyümeyi nereden oluşturacağımız noktasında vereceğimiz kararlar, büyüme rakamından çok daha önemli.

Merkez Bankası'nın önümüzdeki toplantısından çıkacak kararına ilişkin değerlendirmeniz nelerdir?

"Merkez Bankası kararlarına hiç girmeyi uygun bulmuyorum ama başlamış olduğu sürece biraz daha devam edecek gibi görünüyor. Oran vermek istemiyorum ama yine bir adım atacaktır. Bu adım, bir adım mı, 2 adım mı, 3 adım mı olur, bilemem ama adım atacaktır gibi geliyor.  Bankacılarımızın çok rahat birtakım sektörlere kredi verdiği gerçeğini herkesin kabullenmesi gerek.

Türkiye'deki bankacılık sistemine bakışınız nasıl?

"İmalat sanayinde takipte olan krediler var ama en azından yüzdürülme kapasitesi var. Burada maalesef bankacılarımızın çok rahat birtakım sektörlere kredi verdiği gerçeğini herkesin kabullenmesi gerekiyor. Geleceğe dair eğer birtakım yeni modeller çıkartmak istiyorsak geçmişteki yanlışlardan, hatalardan ders almamız gerekiyor. Türkiye'nin alması gereken en büyük ders; 'Bu kredileri verirken biz nerede hata yaptık?', 'Bu kredileri nasıl bu kadar rahat dağıttık?', 'Bu kredilerin başarı primleri birilerini çok mu cezbetti?', 'O başarı primleri, başarı ödülleri bazı ana gerçeklerden bizi daha mı uzaklaştırdı?'

Şimdi KGF'de de aynı şeyler yapılıyor. Sen KGF'yi bir teminat olarak görüp o teminat noktasında verdiğin kredinin kalitesini ölçmeden veriyorsan bu maalesef samimiyetsizliğe girer. Yani orada bankalar, KGF teminatını almak kadar o KGF teminatını getiren kredi talebinin de nasıl bir kaliteye döneceğinin hesabını yapmalılardı. Türkiye'deki bankacılık sisteminin kredi verme becerisini ve refleksini gözden geçirmesi herhalde gerekecek."

- "Sanayinin, bankadan finansman sağlama olayı yerine yeni alternatifleri ortaya koyması gerek"

"Birincisi, sermaye piyasalarının güçlenmesi, mümkün olduğu kadar reel sektörün kendisini, sermaye piyasalarından destekleyecek, sermayeyi, öz sermayeyi güçlendirecek kaynaklar bulabilmesi gerek. İkincisi, uzun vadeli kalkınma bankası... Özellikle yeni yatırımlar konusunda kalkınma bankası tipli, uzun vadeli kredi verebilecek olan sanayiye bir mekanizmanın oluşması gerek. Mevcut piyasa koşullarındaki bir banka ilişkisiyle artık bu işin gelebileceği yer bu kadar... Yani bundan daha ötesini taşımak sanayi açısından hakikaten mümkün değil. Burada yüzde 50-55'lik faiz oranlarıyla bu işi döndürme noktasında artık yolu sonuna gelindi."

ALTINCI TEŞVİK BÖLGESİ ŞANLIURFA

Şimdi benim İstanbul’da çalışmayan çorap makinem varsa ben diyorum ki ben o makineyi Urfa’ya götüreceğim, bana sanki yeni tesis kuruyormuş  gibi teşvik verilecek. Biz hakikaten bu konuda bir çaba sarf ettik. Kaynak sorunu değil, kaynakları doğru kullanmak sorunu var bizde. Velhasıl yani İstanbul’da artık belli işkolları hakikaten yürümediklerini yani bugün tekstilciler bunu net söylüyor, özellikle iç giyim, dış giyim. Yani bizim artık İstanbul koşullarında rekabet edebilme şansımız her gün biraz daha azalıyor. Yani şartlar zaten orayı bir şekilde zorlayacak. Yani İstanbul’da kalan sanayicinin mutlak surette daha katma değerli, daha teknolojik, daha değer üreten boyutta sanayi olması lazım ama işte demin dediğiniz gibi artık yani Bayrampaşa’da yedi katlı bir evde...

Çalışanları da birlikte götürmek mümkün olacak mı?

İstanbul’da çalışanımız da çok mutlu değil. Yani öyle aileler var ki belki adamcağız çocuğunu haftada bir gün ancak görebiliyor. Sabah kalkıyor işine gidiyor, çocuk uyuyor, akşam geliyor geç vakit, çocuk uyumuş. Yani işte şimdi bu insan da... Trafikte geçen bir zaman, yorgunluk içinde geçen bir zamana... Şimdi Anadolu’da bugün konuşuyoruz, organize sanayiye ortalama evden geliş süresi 13 dakikaymış! Düşünün, 13 dakikada adam evinden çıkıyor, fabrikaya gidiyor. Şimdi maddi tarafını bir kenara bırakın. O bakımdan, İstanbul’u bizim artık cezbetme noktasından çıkartmamız gerekiyor. Çok yüklendik İstanbul’a. Deprem de belki bunun en önemli uyarıcısı.